11 Aralık 2016

#Gezi (Kalehöyük müzesi)

Merhaba 
Bugün küçük bir geziye katıldım. Hatta bunun için dersi bile astım. :)
Aslında gezi Kırşehir/Kaman'da olan Japon bahçesiydi. Fakat kış geldiği için Japon bahçesini kapatmışlar. Bu yüzden bizde oradaki müzeyi gezdik. İlk başta üzüldüm ama kısmet değilmiş deyip, anın tadını çıkarmaya çalıştım ve bunu başardım da. 

Japon bahçesinin tamamını gezemesekte içinde bulunan o büyük müzeyi gezdik.
Size de bahsedeceğim yer tam olarak orası.
Meğer bizim bu Kaman ne kadar çok tarihi ele almış. Tam üç uygarlığın ortasında olan Kaman, Frig, Hitit ve Asur uygarlıklarının ortasındadır.
Osmanlı dönemi, demir çağı, orta tunç çağı ve geç tunç çağı ve erken tunç çağı olarak tam dört çağ atlatılmış olması ve 1988' de başlayan kazı çalışmalarıyla dolmuş kocaman bir müze haline gelmiş. 
Müzenin içerisinde kullandıkları takılar, aksesuarlar... vb. eşyalar var.
Benim ilgimi çeken kısım, aslında bunca eşyaların taş ve kemikten yapılması ve işlenmesi.
Hemen hemen her eşyanın minik desenleri vardı. 
Bu müzenin diğer müzelerden bir farkı da diğer müzelerin kronolojik sıralamalarından farklı olması. Daha yakın tarihten geçmişe doğru.

Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi;Japon Hükümeti'nin "Kültürel Mirası Koruma Projesi" çerçevesinde hibe olarak yaptığı Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, 830 metrekare açık, 470 metrekare kapalı alan olmak üzere toplam 1.500 metrekarelik alanı kapsamaktadır. Müzede sergi salonları, sinevizyon köşesi, kütüphane, inceleme, araştırma, fotoğraflama ve restorasyon çalışmalarına olanak sağlayan labarotuar, kafe, depolar ve teknik bölümler bulunmaktadır. Çevre düzenlemesi, kazısı yapılmakta olan bir höyük tarzında düzenlenmiştir. Böylelikle ziyaretçilerin hem kazılarda ele geçen buluntuları, hem de kazı yöntem ve çalışmalarını görmeleri sağlanmıştır. Ayrıca bir de, Japonya dışındaki en büyük botanik bahçesi, bir "Japon bahçesi" stilinde yapılmıştır. Müze, 2011 yılında "En iyi yeşil müze" ödülü almış olup, 2012 yılında da Avrupa'da Yılın Müzesi'ne aday gösterilmiştir.
(Bu kısım Wikipedia dan alıntıdır.)
Ben aklımda kalan bilgileri sizinle paylaştım. Eksiğim ya da hatam olduysa kusura 
bakmayın.

EKALE

07 Aralık 2016

Engel Yok


Dostum, dün Gençlik merkezinin düzenlediği engelliler günü programına katıldım.
Benim için çok farklı bir etkinlik oldu çünkü daha önce böyle bir etkinliğe katılmadım.
Dün bir sürü çocuk geldi gençlik merkezine ve ben hepsiyle ilgilenmek istedim.
Hepsinin anlatacak o kadar çok şeyi vardı ki; tek tek dinlemek için elimden geleni yaptım.
Onların yanına gitmeden önce aklımda hep kötü düşünceler vardı.
Kötüden kastım; dayak yediği için agresif çocuklar gibi.  
Ama dün aslında üzülmem gereken kişilerin onlar olmadığını anladım.
Önceden toplum onları dışlıyordu, yardımcı olmuyordu, rehabilitasyon merkezleri azdı vs.
Onların hep üzgün olduklarını düşünüyordum.
Ama içeri girdiğimde her hangi birinin yanına oturdum. Hatta küçük bir kızdı ve çok sevindi beni görünce. Benim de aklımdaki gereksiz düşünceler anında yok oldu.
Beklentilerimden farklıydı her şey. Ön yargılarımın hepsi yıkıldı.
 Herkes fazlasıyla mutlu ve hayatına devam ediyordu.

O kadar tatlılar ki.
Bir tanesinin gelip beni dansa kaldırması diğerinin gelip bana kocaman balıklar tutması.
Bunların hepsi mükemmeldi.
Onların mutlu olduğunu görmek tabi ki beni de çok mutlu etti.
Onların Dünyası çok farklı. Hepsinin kocaman hayal güçleri var. 
Sonuçta hepsi çocuk.
Eğer bu dünya hala dönmeye devam ediyorsa bir yerlerde mutlu olan çocuklar var demektir.

Böyle bir projede gönüllü olarak çalışmak benim için büyük bir zevkti.
Emeği geçen herkese,
Teşekkürler.

EKALE

#KamanGençlikMerkezi
#GençlikveSporBakanlığı

03 Aralık 2016

#Sağlık (Salam,Sosis,Sucuk)


 Kahvaltıların ne kadar önemli olduğunu bilmeyenimiz yoktur.
Ama yaptığımız kahvaltının ne kadarı sağlıklı biraz analiz etmek lazım.
Bir çoğumuz kahvaltımızda salam,sosis tercih ederiz.
Fakat yediğimiz bu besinlerin tatları mükemmel olsa da, bunları yememekte çok büyük
fayda var.
Peki, Bu besinleri neden tercih etmemeliyiz?
Salam, sosis hatta sucuk bile yapımında hayvanın iç yağı, sinirler ve sinirlerin etrafından tam olarak sıyrılamayan çürüksü et parçacıkları, kuyruk yağı, akciğerler, deriler, kıkırdaklar, eklem yerleri, paçalar ve bunu söylemek hoş olmasa da kıllar ve tüyler bu ürünlerin içine karıştırılır.
Sadece bunlar da değil,
Biliyoruz ki bu tür ürünlerin raf ömrünü uzatmak, tüketiciyi memnun etmek ve bir çok nedenden ötürü maalesef katkı maddeleri kullanılıyor. 
(Mikrop üremesi engellenmesi için Nitrit, Nitrat, MSG gibi kanserojen ve sinir sistemini çökerten, obeziteye yol açan ve az da olsa bağımlılık yapan maddeler eklenir.)Kuyruk yağı ve iç yağı vücut sıcaklığında erime özelliği olan yağlar değildir. Bu yağların insan sağlığı açısından tüketilmemesi gerekmektedir. Ama bu ürünlerden dolayı vücuda alınan bu yağlar damar tıkanıklığı ve kalp-damar hastalıklarına yol açar. 
Bunu anlamanın en kolay yolu tavada kızarttığımız sucuktan çıkan yağların kolayca donmasıdır.
Uzun, sağlıklı bir ömür için Salam, Sucuk, Sosis, Nuget, hazır köfte gibi yiyeceklerden kaçınmalı, besinlerimizi seçerken dikkat etmeli, çevremizdeki insanlara uyarılarda bulunmalıyız.
Ve şu videoyu izlemekte fayda var. Bırakmanıza yardımcı diyelim. :)

EKALE

25 Kasım 2016

#Sağlık



Merhaba! 
Yeni bir başlıkla karşındayım. Bir gıdacı olarak bu başlığı açmalıydım.
Öğrendiklerimi bir yandan kendimde uygulayıp diğer yandan sizinle paylaşmayı çok istiyorum.
Çünkü günümüzde gıdalara bir çok katkı maddesi katılıyor.
Bu katkı maddeleri önceden,
-İnsan sağlığını korumak
-Raf ömrünü uzatmak
-Besin değerini korumak veya artırmak
-Kaliteyi artırmak gibi birçok amaçla kullanılırken...
Şimdi ise;
-Kötü malı gizlemek
-Üretim hatalarını saklamak
-Bozulmuş gıdayı maskelemek için de kullanabiliyorlar.
Tabi ki yiyecek sektöründe ki herkes böyle değil.
Sadece bazı insanların daha çok para kazanma arzusu, maalesef insanların hayatıyla oynayabilecek kadar bencilce bir düşüncedir.

Gıda katkı maddeleri en çok küçük çocukları etkilemektedir.
Günlük beslenmede çocuklar patates cipsi, patates kızartması, şekerleme, dondurma ve meyveli içecekler gibi hazır besinlerle beslenmektedir. Bütün okul hayatı boyunca bu şekilde beslenen bir çocuğun vücuduna aldığı katkı maddeleri hiç de az değildir.

Dikkat etmemiz gereken kısımlar;
-Son kullanma tarihi. 
>Bildiğimiz halde çoğu zaman pasif kaldığımız bu madde en önemlisi diyebiliriz.
Hatta üretim tarihiyle son kullanma tarihi arasında büyük bir zaman varsa onları bile almaktan çekinmeliyiz.
-Ambalajı olmayan, yırtılan ürünleri kesinlikle almamalıyız.
-Fiyatı çok düşük ürünlere şüphe ile bakmalıyız.
-Hazır gıda yerine ev yemekleri tercih edilmelidir.
>Bu maddede pasif kaldığımız bir madde. Fakat çok önemlidir.

Kısaca toplayacak olursak,
Ben bu konunun içine daldıkça daha da dikkat etmeye başladım çünkü toz pembe bir hayatta yaşamıyoruz. Bazı insanlar bencil ve onların bu bencil hareketleri birçok insanın sağlığını etkileyebiliyor. 

Bu bölümde hangi yiyeceklerde hangi katkı maddelerini kullanıyorlar ve bunlar insan sağlığını ne boyutta etkiliyor bunları paylaşacağım.

Gelecek yazımda görüşmek üzere.

EKALE



23 Kasım 2016

Derdini bana anlat.

Merhaba Dostum!
Üç gün oldu Kırşehir'e geleli. Bu kadar özleyeceğimi tahmin bile etmezdim.
İnsanın alıştığı yerden kopması ne kadar zor öyle.
Evi ve ailemi çok özlemiştim. Evdeyken de yurdu özlediğim gerçeği var tabi.
Lisedeyken bunun hayalini çok kurardım. Acaba üniversiteyi nerede okuyacağım?
Yurtta kalacak mıyım? Yurt ortamı nasıl? gibi bir sürü soru.
Ve hiç inanmazdım başka bir şehre tek başıma gelebileceğimi.
Şimdi o günleri düşünüyorum da insan hayali kurduğu şeyleri gerçekleştiriyor olması gerçekten çok güzel bir şey.
Ben belki tam anlamıyla gerçekleştiremedim ama yine de mutluyum.
Belki de benim istediğim gibi gerçekleşseydi her şey, bu kadar mutlu olamazdım.
Dostum,
Bazen hayat bize istediklerimizden farklı şeyleri sunar.
Eğer biz onları olduğu gibi kabul eder sabredersek, daha mutlu olabiliriz.
Geçen sene Dil bölümü diye ağlarken şimdi şükürler olsun diyebiliyorum.
Hayallerimiz olmalı elbette! fakat,
 Allah bizi, kendimizden çok daha iyi biliyor.
Bizler olmayan şeyler için üzülmeyi bırakıp daha farklı çözümler bulmalıyız.
Mesela Dil bilen bir Gıdacı olmak gibi. :)

Dostum,
Şuan içinde ne sorun var tam olarak kestiremiyorum.
Sadece ona odaklan ve yaz.
İçinden her geleni yaz. 
Benimle paylaşmak istersen bana mesaj atabilirsin.
Okurum ve hatta senin için çözümler de bulabilirim.
Sadece içinde ki sorun her neyse onları büyütmeni istemiyorum.
Çünkü Allah sorunlarımızdan daha büyük.
Şükürler olsun.

EKALE


18 Kasım 2016

Beni Tanıyın!



Esma KALE
Dünyadakilerin ''Bir sen eksiktin!'' demelerine inat 23.06.1998'te ''Hey, millet! Ben geldim.'' deyip Sivas civarlarında bir yerlerde yaşamaya başladım.
Ailem okula gitmem için beni altı yaşıma kadar ikna etti.
En sonunda dayanamayıp 2005'te ağlaya ağlaya okula başladım.
Gözümü açıp kapadım ve liseyi de pek iyi notlar olmasa da bitirdim.
Şimdi Kırşehir'de üniversite okuyorum.
Ve bu sırada geziyorum, okuyorum ve bir çok etkinliğe katılıyorum.
Okuyorum demişken;
Aslında okuma alışkanlığı olmayan biriydim.
Bir ara okumaya başladım işte.
Ve Ali Ural'ın Posta kutusundaki mızıka kitabına aşık oldum.
Beni etkileyen bu kitap sayesinde bir blog açmaya karar verdim.
Ve şimdi de sizlere yazıyorum.
Aslında amacım hayatımda paylaşmaya değer gördüğüm şeyleri sizlere sunmaktı.
Galiba bloğum bu amaçtan birazcık şaştı.
Şimdi toparlanma zamanı!!
Artık bloğumda her şeyi bulabileceksin.
Yanımda olduğun için teşekkür ederim Dostum! 
Alt tarafa bloğunun adresini bırak.
Seni takip etmeyi çok isterim.

Hoşça Kal.

17 Kasım 2016

Özlemişim

Dostum,
Vize haftasını da geride bıraktım. Ne zaman geldi? Ne zaman bitti? Farkında bile olamadım.
Vizeden sonraki hafta eve gideceğimi bildiğim için çok heycanlıydım.
İlk vizelerim şaşırtıcı derecede güzel geçti.
Şaşırtıcıdan kastım vizelerden çok korkuyordum.
Bu yüzden korkarak hazırlandım. Bazı sınavlarıma tam hazırlanamadım.
Okuduğum okulda geçme notu olduğu için bir çok üniversiteliden 'ooo yandın.' gibi tepkiler aldım.
Geçme notunun 60 olduğunu duyduklarındaki tepkileri saymıyorum bile.
Buna rağmen sadece 2 dersim kötü.
Onları da inşallah finallerde kurtarırım. :)

Vizeden sonraki hafta ders işlenmeyeceğini vizelerden bir hafta önce öğrendim.
Tabi küçük hazırlıklar başlamıştı bile bende.
Veeeee
Eve kavuştum.

Dostum,
Yurtta yaşayanlar biraz halimden anlar.
Eve adım attığımda ayağımın altında hissettiğim halı yumuşaklığı bir başkaydı.
Evet! komik. Halıyı bile özlemişim. :D
Üniversiteyi dışarıda okumayı çok istedim.
Hayır. Pişman değilim.
Ama bu kadar özleyeceğimi tahmin etmezdim.

Dostum,
Özlenmek ve özlemek çok güzel bir duygu.
Mesela şuan evdeyim ve yurdu özledim. :)
Her şeyin tadı farklı.
Önemli olan hayattan zevk almak. ^^


EKALE

14 Kasım 2016

Her Kimse.

Sevgili Dost,
Nedir seni benden ayıran şeyler?
Aramıza girenler kimler?
ve
Benim için ne kadar değerliler?

Dostum,
Aramıza giren her kimseler...
Benim için önemliler.
Bu yüzden beni senden, seni benden uzak ettiler.

EKALE

19 Ekim 2016

Ruh ikizi

Sevgili Dost,
Bu gün size birinden bahsedeceğim. Kendim için çok değerli olan birinden. İnsanların ruh ikizi olur ya hani. Bu kız benim ruh ikizim. Ona baktıkça kendimi görüyorum adeta. Zaten bu kadar kısa zamanda bu derece bir arkadaşlığı ruh benzerliğinden başka bir şey getiremezdi.
Dostum,
Birisini hayal et. Sorunlarını içine atan ve bunu dışarıdaki kişilere yansıtmayan. Sürekli gülen birini hayal edin. Üzgün birini gördüğün de onu mutlu etmek için deli gibi davranan birini. Yüreğinde ki kocaman baba hasretine rağmen kimseye söyleyemeyen birini. 
Dostum, bilirsin beni sürekli gülerim ve içimde hep baba hasreti çekerim. Ama burada bahsettiğim kişi kendim değilim. 
Bu kişi Fatma ÜSTÜNTAŞ. 
Biliyor musun dostum? Ben yurda ilk geldiğim de odadan çıkmazdım. Fatmayla tanıştıktan sonra hep onun odasındaydım. Hatta hâlâ öyle. :) 
Peşinden ayrılmıyorum diye kızıyor bana. Ben onun koalası gibi oldum. Bundan şikayetçi değilim. 
Onunla nasıl mı tanıştık? 
İnan bana bu en kötü soru olmalı yada cevabı. Biz Fatmayla kantinde evlilik programı izlerken tanıştık. Normal de hiç izlemeyiz ama o gün canımızın ne kadar sıkıldığını anlamış olmalısınız. Yurdun ilk günleri yapacak bir şey bulamıyorduk çünkü. Derslerde başlamamıştı. O günden beridir peşindeyim. Bırakmayı düşünmüyorum. O beni bırakmadıkça. 
Dostum, 
Onu ilk günler kıskanıyordum başka arkadaşları var diye. Kaybetmekten korkuyordum. Galiba bu korku şuan onun içini kaplamış. 
Fatma, 
Bilmeni isterim ki benim için özelsin. Çünkü sen normal değilsin, benim gibisin. İnsanların ne dediklerine aldırış etmeden deliren birisin ki ben de öyleyim. Belki senden daha çok. Sen benim içimsin. Yaşadıklarımsın ve yaşayacaklarımsın. 
Sen benim dostumsun. 
Allah muhabbetimizi bozanlara fırsat vermesin.

EKALE

11 Ekim 2016

Kırılmış kalpler şehri

Sevgili Dost,
Birikmiş acılarımız var bizim.
Küçük kalplerimizde büyük problemlerimiz.
Ve dile getiremediğimiz...
Ne kadar iyiyim desem de değilim işte. Yazmak istemediğim ne kadar çok şeyim var öyle. Özlediğim onca insan. Ve tamir edemediğim bir kalp.

Susuyorum ve bekliyorum.Sustukça daha çok acıyor içim ve daha çok acıtıyor, biliyorum. Kırmak istemiyorum ama kırılıyorum. Ağlamak istemiyorum diyorum, daha çok ağlıyorum. 

Dostum,
İçimde ki kocaman şehirde kayboldum. Kurtarılmayı bekliyorum.

Sevgili Dost,
Kurtar beni.

EKALE

03 Ekim 2016

Yüreğim üşütmüş yok mu ısıtan?

Sevgili Dost,
Bazı şeyler vardır hayatta, olduğu zaman şükretmesini bilmemiz gereken.
Hastalık gibi.
'Hastalığa şükredilir mi ya hu?' dediğini duyar gibiyim.
Elbette şükredilir.
Hasta olmasaydık nasıl anlardık sağlığımızın kıymetini!
Hem derler ya hasta olduğumuz zaman "Allah seni unutmadı."
Hâşâ Allah unutmaz. 
Belki de biz Allah ı unuttuk. 
Ve dedi Rabbimiz kuluna "Hatırla beni."

Dostum,
Biliyor musun? Ben hep ilaçlar iyileştirir sanardım yaralarımızı.
Halbu ki öyle değilmiş. 
Ne annemizin sıcak çorbası ne de ilaçlar...
Asıl iyileştiren sevgiymiş meğerse. 
Ve bir avuç dua.
Elhamdulillah.

Dostum, 
Yurttayım. Yanımda ne Annem var ne de sıcak çorbası.
Üşüyorum.
Duamın gercekleşmesini bekliyorum.
Gözlerimi kapatıyorum ve daha çok sarılıyorum yorganıma.
Uyku sersemiyim ama hatırlıyorum biraz.
Terliklerinin sesiyle yanıma yaklaşan, elindeki yeşil çayı hafifçe bana yaklaştırıp "Esma Kalk." diyen arkadaşım Merve.
Ve her defasında yeter dememe rağmen zorla içirten.

Dostum,
İşte o zaman anladım. 
Sıcak çorbanın değil, Anne sevgisinin iyileştirdiğini.
Ve işte o zaman anladım. 
Aslında yarı sıcak yeşil çayın değil. 
Merve'nin ilgisinin iyileştirdiğini.

Dostum,
Sana bir sır vereyim mi?
Çevrende hasta olan birisi varsa git ilgilen onunla.
Hem de çocuk gibi hissettirecek kadar.
Çünkü büyük bir ilaç buldum.
Adı:Sevgi
Sadece Kalp eczanelerinde. :) 


Sevgili Dost,
Şükürler olsun ki,
Bizi unutmayan Rabbimiz var.
Şükürler olsun ki,
Bana yardım eden bir sürü Arkadaşım var.


Hastalığım sırasında yanımda olan Yurt meleklerime teşekkür ederim.
En çokta sana...
Merve Alımcı ♥


EKALE

24 Eylül 2016

Yaz dostum!

Sevgili Dost,
Yazmak ne büyük nimettir öyle. İnsan en çok yazarken özgür oluyor. 
İnsan yazdığında insan oluyor bence.
Çünkü yalan yazamaz insan ancak yalan konuşabilir.
Bence yazmak moda falan olmalı. Aynı sigara, alkol gibi.
Derdi olan da yazmalı, mutlu olan da.
İnsanlar, yazarak anlaşmalı.
Bahsettiğim saniye süren mesajlar değil.
Çünkü saniyelik mesajlar aynı konuşmak gibi.
Düşünmeden söylenir.
İnsan konuşurken kalp kırabilir ama yazarken kıramaz.
Yazarken duygularınıda saklar satırların arasına.
O zaman anlaşılır işte yazan insanın samimiyeti.
O zaman anlaşılır bizde ki değeri.

Dostum,
Sana yazarken bir kuş misali,
Özgürlük saçıyor etrafım.
Kendimi olmadığım kadar mutlu hissediyorum. 
Çünkü hep sana yazıyorum.

Sevgili Dost, 
Yaz.



EKALE

15 Eylül 2016

Nerede o eski bayramlar?

Sevgili Dost,
Kurban bayramını da arkamızda bıraktık. Sahi ne çabuk geçiyor günler...
Günler geçtikçe insanlar, kültürümüz, davranışlar hepsi değişiyor. 
Nedir bizi bu değişime sürükleyen şeyler?

Hani büyüklerimiz der ya;
'Nerede o eski bayramlar?'
Eski bayramlarda ki özellikleri hala yaşıyor muyuz?
yoksa,
Yeni özellikler mi giriyor hayatımıza?
Büyüklerimiz 'Eski bayramlar' derken neyi anlatmak istiyor?
Ben biraz beyin fırtınası yaptırayım.
Eskiden kurbanlar 6-7 hisse olur. Tüm akrabalar ilk gün toplanır.
Erkekler namazını kılar, kadınlar ise hazırlık yapardı.
Hep birlikte Teşrik tekbiri çekilir daha sonra o kurban el birliğiyle herkesin yardımıyla kesilirdi.
Peki siz bu bayram nasıl kestiniz?
Mezbahada mı ?
-Bu işin çok ustası olmayanlar için tabi ki mantıklı bir seçim.
Başka ne vardı?
Arefe günleri çocuklarımız şeker ve gılik toplarlardı.
Memecim Gıliği, Sivas'ta görülen, dinî nitelikli bayramların arife gününde çocukların uyguladığı bir bayramlaşma geleneğidir.
Memecim, yöreye özgü küçük, yağsız simittir. Arife günü fırıncılar ekmeği, simit şeklinde yaparlar ve buna “gılik” denir.
'gılik' şaşırdınız değil mi?
Arife sabahı, bayramlık elbiselerini giyen çocuklar ellerine birer sopa alırlar ve konu komşuyu, mahalleyi gezmeye başlarlar. Vardıkları kapının önünde şu sözleri söylerler:
Memecimin havası Madelerin tavası Gökten rahmet Yerden bereket Âmin âmin bir gilik.
Bu sözleri duyan ev sahibi, önceden hazır ettiği giliklerden çocukların sopalarına takar. Eğer gilik yoksa para, şeker, leblebi gibi yiyecekler verir.

Aslında bu bayram Sivas 30 sene sonra bu adeti gerçekleştirdi. Bununla ne kadar gurur duyduğumu anlatamam.
Ben bu tür etkinliklere katılamadım. Çokta imrenirim çocuklara.
Bunlar bazı insanlar için banaldir ama bu bizim kültürümüz.
Belki bunlar unutuldu.
Ama hala dedelerimizin dediği 'Eski bayramları' tanımlayamadık.
Onu da söyleyeyim. Bayram deyince insanın aklına birlik, beraberlik, küs kalmamak gelir.
Zaten hepimiz attığımız toplu mesajlarda bunu demez miyiz?

Dostum,
Eski bayramlarda insanlar tatile çıkmazdı.
Bayram yaklaştığında, insanlar valiz hazırlığı değil, temizlik yapardı.
Bilet alma peşinde değil, şeker alma peşindeydi.
Bizler çok değiştik.
Hiç birimiz eski insanlar kadar duygusal ve sadık değiliz.
İnsanlar önceden kestiği kurbanı dağıtmak için yer ararken şimdi saklamak için yer arıyor.
İnsan doymuyor. Ve gün geçtikçe daha çok acıkıyor.

Sevgili Dost,
Nerede o eski bayramlar?

EKALE

09 Eylül 2016

Huzur nerede? Adres arıyoruz.

Sevgili Dost, 
Bu günlerde biraz farklıyım. Duygularım da düşüncelerim de beni yoruyor. Canım sıkılıyor. Bir boşlukta gibiyim. Eylül beni çok mu yoruyor?
Yeni bir dönem başlıyor hepimiz için. Bir yanım heyecanlı bir yanım kuşkulu.
Neden böyleyim kestiremiyorum.
Az önce küçük kitaplığımdan aldığım büyük kitabımın herhangi bir sayfasını açtım.
Ve okuyorum.
''Üzerimize üzerimize gelen insanlarla dolu bir dünyaya gözlerimizi açmışız gibi geliyor. 
Sahi, kim koydu bizi buraya? 
Tanıdıkça değeri eksilir mi insanların? Tanıdıkça insanların değerlerinin eksildiğini gördüm. İnsanları tanıdıkça buz gibi bir rüzgar esintisi bırakıyorlar içime. Üşüyorum onca kalabalık arasında. 
Sarılacak yorganlar lazım değil ki bize, sarınacak yürekler lazım...
Şehirler bir kurmaca, bir deplasman gibi. Çıkar dünyasının sermayesi oldu artık her şey. Davranışlardan sızan bu soğukluk, bu yapmacıklık uzak tutuyor beni insanlardan. İzlerken bile canım yanıyor. 
Huzur nerede, adres arıyoruz!''

Sahi ne güzel demiş; Hikmet Anıl, 
'İnsanları tanıdıkça buz gibi rüzgar esintisi bırakıyorlar içime.'
Dostum,
'Sarılacak yorganlar lazım değil ki bize. Sarınacak yürekler lazım.'


*Hikmet Anıl ÖZTEKİN - Eyvallah


EKALE

03 Eylül 2016

Tarih kokan şehir #Sivas

Sevgili Dost,
Bir hafta kaldım Sivas'ta. Doğduğum hatta büyüdüğüm şehir Sivas'ta. İnsan ilk başta gitmek istiyor bu şehirden... Ama sonra hasret kalıyor her karışına. Ben çok istedim başka bir şehre taşınmayı. Oldu da. Yeni yerler görme merakımdan ötürüydü bu. Şuan da yaşadığım yerden memnun değilim demek yanlış olur ama memleket özlemi de bir başka...

Sivas'ın insanları misafirperverliğiyle ünlüdür. Komşuluk ilişkileri bir başkadır Sivas'ta. Akraba gibi oluyor adeta. 'Soğuğu sert, insanı mert' derler Sivaslılar için. Yanlış anlamayın istisnalar daima vardır ama istisnalar kaideyi bozmaz. 
Birbirinden güzel yemekleri vardır.
Başta Sivas köftesi gelir.

İstasyon caddesi ile meşhurdur Sivas. O kalabalık arasında nefes almak huzurdur. Her şey oradadır. Gezmek isteyen de oraya gelir. Dinlenmek isteyen de. Öyle sıcak ortamdır ki, 
o soğuk memlekette. 




Bu fotoğraflar İstasyon caddesinden...
Altta gördüğümüz fotoğraf da Aksu Parkından...


Bir de Kocaman Paşabahçemiz var. Paşabahçe piknik alanıdır çok büyük olmasına rağmen Sivas'ımıza yetmiyor ve hala büyütmek için çalışmalar yapılıyor. 
Küçük bir tavsiye, Hafta sonu gidecekseniz, sabah erken saatleri tercih etmelisiniz. 

 Fotoğraflar alıntıdır.

Sivas tarih kokan bir şehirdir. Yüz ölçümü bakımından büyük olsa da aslında küçük bir şehirdir ve rahat yaşayabileceğiniz bir şehirdir. Olur da Sivas'a yolunuz düşerse içiniz rahat olsun.

Sevgili Dost,
Gel.


EKALE

14 Ağustos 2016

'Yok' olmaktan korkmak mı?

Sevgili Dost,
İçimizde itiraf edemediğimiz ne kadar çok korkumuz var bizim. Biliyor musun? Bir psikolog 'Korkularınızla yüzleştiğinizde daha güçlü ve olgun olursunuz.' demiş. Aslında çok haklı fakat bu normal insanların basit korkuları için söylenmiş bir söz. -Basit demişken bu bir kişisel bir düşüncedir. Tabi ki herkesin korkusu kendisi için büyüktür.- 
Akrofobi (Yüksekten korkma), entomofobi (böcekten korkma) gibi bir çok korku var hayatımızda. İnsanlar bu korkularıyla yüzleşerek başa çıkabilir de. Peki ya ölüm korkusuyla? Onunla nasıl yüzleşeceğiz?
Evet. Ben ölümden korkan bir insanım. Bir anda gelen yok olma hissi. Bunun tanımını kimseye yapamıyorum. Ve insanlar da pek anlamıyorlar beni.
Benim korkum çok başka.
Bir bankta oturup insanları izlediğim zaman çok üzülüyorum mesela. Ben de herkes gibi sadece hayallerime odaklanayım istiyorum. Sürekli ölümü düşünmek istemiyorum. 
Dostum, benim sorunum Allah'ın sadece beni yarattığına inanıyorum. Tabi ki öyle değil ama bazen öyle düşünüyorum. Her şey benim için düzenlenmiş gibi. İnsanlarda gördüğüm iyilikler de kötülükler de sadece bana gösterilmesi gerektiği için yapıyorlarmış gibi. Sanki hayat bir tiyatro sahnesi, başrol benim ve diğer oyuncular sadece beni tamamlamak için varlar.
Anlatamıyorum derdimi değil mi? 
Dostum, yalnız kalmaktan, unutulmaktan korkuyorum. Belki de beynimde 'Yok olma' kavramını tanımlayamıyorum ya da sonsuz ahiret inancını. Toprağın altında olmaktan korkuyorum belki de. Bilmiyorum.
Anlattığım insanlar ibadetlerini yerine getirmediğin için korkuyorsun dediler ama artık onunla da bir ilgisi olmadığını düşünüyorum.
-İbadetlerimi elimden geldiği kadar yerine getiriyorum. Bu yüzden bununla alakalı olmadığını düşünüyorum.-
Ya da hatırlanmamaktan korkuyorum?

Sevgili Dost,
Öldükten sonra hatırlar mısın beni? Neler hatırlatacak ve nasıl hatırlayacaksın? 
Bir yıl sonra aklına gelecek miyim?
Ya beş yıl sonra?

EKALE

11 Ağustos 2016

Eksik olan şey.

Sevgili Dost! 
Neredeyse iki haftadır Dünyanın diğer ucunda yaşayan Koreli arkadaşım için hediye hazırlıyorum. Hepsini özenle hazırlamam gerekiyor çünkü zamanında o da aynısını benim için yapmıştı. Hiç görmediğim bir insana hediye hazırlamak garip. -Hiç görmediğimden kastım; elbette fotoğraflarına sahibim fakat onunla hiç buluşmadım.-
-Hoş! buluşmak için 7790 km gitmem gerek.-
Ben bunu yapıyorsam onun beni olduğum gibi kabul etmesindendir. Evet! belki farklı dinlerin düşüncelerine sahibiz ama önemli olan da o değil mi ? Olduğu gibi kabul etmek.


Dostum! 
Bizim problemimiz büyük. İnsanları olduğu gibi kabul edemiyoruz. Kendi hayal gücümüzle uydurduğumuz ve inandığımız o kişinin -hayal gücümüze karşı- bir yanlışını gördüğümüzde ondan soğumaya başlıyoruz. Bu kadar zor mu insanları olduğu gibi kabul etmek? Hayır elbette değil. 
Peki eksik olan ne ?

Kalbimiz.


EKALE

10 Ağustos 2016

Pes etmek mi ? Asla.


Sevgili Dost! 
Günlerdir üniversite sonuçlarını bekliyordum. Sonunda açıklandı. İlk tercihim olan Ahievran Üniversitesi Kaman MYO Gıda teknolojisi bölümünü kazandım. Bir yanım buruk olsa da diğer yanım ne yalan söylemeliyim mutlu oldu. Tercih yapmakta bile kararsızdım. Daha sonra düşündüm taşındım ayrıca bir çok kişiyle istişare yapıp böyle bir karar verdim. 

Bir yıl daha hazırlanmaya aynı zamanda bir üniversite okumaya. Bu süreç benim için biraz zor olacak çünkü zamanında gereken önemi hayallerim için vermedim. Savaşmadım ama şunu da söylemeliyim gerçekten pişman oldum. Hak ettim biraz da. Ben de böyleyim işte. Bazı şeyleri yaşamadan aklım başıma gelmiyor.
Çevremde aynı anda bir kaç bölüm okuyan var. Ve onları gördükçe ben neden yapamayayım diyorum. Her yıl kafaları rahat bir şekilde giriyorlar üniversite sınavına. Benim zaten okuduğum bir bölüm var diye. E doğal olarak sınavda da daha çok başarı gösteriyorlar. Ben de biraz onlara gıpta ettim diyebilirim. Hem de mekan değişikliğinde ferahlık var demişler.
Kısaca kafa rahatlığı önemli gençler.
Hayaller büyük. Hedef uzak. Yol uzun.
ama Pes etmek yok!

Neden Gıda Teknolojisi diyecek olursak;
Bu bölümü canım Beyza ablam önerdi. Çünkü o bu bölümden mezun. Beni nasıl ikna etti diye sorarsanız? Bölümüne aşık olmuş ve pes etmemiş biri olduğu için. O benim gerçek anlamda motivasyon kaynağım oldu. Aynı zaman da bir de Seda ablam var. -'Ablam' diyorum öz olmasalar da öz gibiler.- Seda ablam da beni Duanın gücüne inandırdı. Çevrem de böyle insanların olması çok huzur verici. Allah razı olsun onlardan...


Sevgili Dost! 
Asla pes etme.
Ve sana değer verenlere karşılığını vermeyi unutma. 


EKALE

03 Ağustos 2016

Sevgili Dost!

Sevgili Dost,
 Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.



 Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmediğinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüş ten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyorum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz ? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?






Posta Kutusundaki Mızıka - A.Ali URAL